HABER DETAYI | Dogan Presse - doganpresse.org 



HHB: ‘Nuriye Ve Semih Açlık Grevini Bıraksın!’ Peki Biz Ne Yapalım?

Halkın Hukuk Bürosu, açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya yönelik son günlerde sosyal medya üzerinden açlık grevine bırakması yönünde seslenenlere dair yazılı açıklama yaptı.

Halkın Hukuk Bürosu’nun açıklamasını yayınlıyoruz:

Gazetelerde okuyor, sosyal medyadan görüyor ve o iki gülümseyen yüzün solmasını istemiyorsunuz. Kim bilir belki kiminiz yakın arkadaşlarısınız. Kiminiz Yüksel Caddesine gelip ellerini sıktınız. Sadece düşüncelerini paylaşmak yakınlığı bile onların her gün yok olmasını izlemeye tahammülsüz hale getiriyor… Haklısınız; dayanmak, katlanmak çok zor… Bu yüzden de çareyi ilk akla geleni yapmakta, “bırakın” demekte buluyorsunuz…

Kuşkusuz isteğinizde de samimisiniz…

Bugün biz de size samimiyetle birkaç şey söylemek istiyoruz… Dinler misiniz?

Biz hep toplumun en duyarlı, en bilinçli, en insan damarı ile muhatap olduk…

Herkes evine işine dönerken sokakta kalanların avukatlığını yaptık…

Kim bir yatağın sıcaklığını, bir ananın huzurunu, yârin verdiği mutluluğu istemez…

Hayatı, canını güçlü duygularla seven ama toplumsal yaşama dair hayalleri, istekleri de bir o kadar güçlü kişilerin avukatlığını yaptık. Düşüncelerinin ve karakterlerinin gücü koca bir dünyaya karşı koymaya, binlerce yıllık hükümranlıklara kafa tutmaya götürüyordu onları… Duyguları öyle güçlü idi ki, yoldaşları dayak yerken copun önüne atılıyorlardı. Öyle lafın gelişi değil sonuna kadar giderek savunuyorlardı birbirlerini. Sahip oldukları her şeyi kaybetme riskini alıyorlardı. Sadece maşukun değil yoldan geçenin bile bağlanıp kaldığı sevgilinin kara gözlerine, bacaklarına yapışan ve “sana ihtiyacım var” diye bakan evladının ağlamalarına karşı koyacak kadar güçlü idi halka karşı duyguları da…

Onları kimi kez hastane odasında, kimi kez demir parmaklıkların ardında, kimi kez bir morg sedyesinde gördük… Tutuklanmış bir sevgilinin arkasından nasıl ağlar bir kadın… Evladının paramparça olmuş cenazesini teşhis ederken bir ana baba ne hisseder? En yakından gördük, hissettik…

Kimileri kimsesizler mezarlığına gömüldü, kimileri mezarsız kaldı, kimileri binlerle uğurlandı…

Velhasıl zordu, çok zordu…

Kimi kez “yeter” deyip kaçıp gitmek istedik…”Kaldıramadım” desek kim hak vermezdi bize… Kimi kez avazımız çıktığı kadar bağırıp ağlamak istedik… Anasıyla ana, babasıyla baba duygularına yakın şeyler hissederek… Ama kaçıp gitmenin vergisi yoktur. Ağladınız diye hiç bir şey değişmez. Ne ağladınız diye demir parmaklıklar açılır ne de cellâtlar üzülür… Ağladınız bağırdınız diye sizi karakola bile götürmezler… Ağlamak bir semptomdur ama ilaç değildir. Semptomlardan kaçamazsınız belki ama ilaç lazım bize… Reçete lazım…

Nuriye’nin annesini gördük. Bize ağlayan gözlerle bakıp “ne yaparsanız siz yaparsınız” dedi. “Size güveniyorum… Kurtarın kızımı…”

Bu ne demek biliyor musunuz? Bu nasıl bir sorumluluk…

“Anne, bizim elimizden bir şey gelmez” demek istedik… Bu sorumluluğu üzerimizden atmak, itmek, gitmek istedik… Ama yapmadık…

“Ne yapalım senin kızın da bıraksın artık bu işi… Sen kızını ikna et” diye cevap verebilirdik… Böylece sorumluluğu hem annenin hem de Nuriye’nin omuzlarına bırakmış olurduk. Hem duyarlı, yardımsever hem de sorumluluk kabul etmeyen olabilirdik, olamadık…

Semih’in annesini tanıyor musunuz? Tek başına çocuk yetiştirmenin zorluğu nasıldır anlatsın size…

“Bırak bu işi yavrum” dedi. “Sizi aç açıkta koyacak değilim ya… Şimdiye kadar nasıl yaşadıksa bundan sonra da yaşarız. Tek sen sağ ol, tek sen sağlıklı ol… Bırak!” dedi…Ama sessizce… Sadece Semih duydu onu… Anacığını kucakladı…

Semih bırakmayınca da çekip gitmedi. Nuriye’nin annesi ile kapı kapı dolaştılar Ankara’yı… Bakanlıklar, müdürlükler önünde günlerce kapı arşınladılar. Sendikalara, derneklere, onlarca kuruma, aydına, sanatçıya gittiler… Evladı ile birlikte Yüksel Caddesini mesken eyledi Sultan Anne.

Evladı konuşunca öyle hayran hayran bakışı vardır ki, görmelisiniz… Hayatı boyunca tek bir eyleme katılmamış, oy atmaktan başka bir siyasi faaliyette de bulunmamıştır. Onun kahramanlığı çocuklarını büyütüp meslek sahibi yapmaktır. Ama evladının eriyişini izledi… O’na güven veren, O’nu sevindiren sözler söylemek istedik, söyleyemedik…

Semih tutuklanınca hasta hali ile açlık grevine başladı. Vücudunu hem viral hem de bakteriyal enfeksiyon kaplayıp sağlığını tehdit eder duruma gelene kadar açlık grevi yaptı. Hem de yatakta değil sokaktaydı. Kah hapishane, kah savcılık önünde kah Yüksel cadesinde, Konur sokakta gördünüz onu… Semih’in annesi “bırak” dedi oğluna ama fısıldayarak… Açlığı ile yalvarıyor… Açlığı ile hak istiyor… O, sokakta… O, dayak yiyor… O, hak talep ediyor…

Size son olarak Esra’yı anlatalım. Onlar şimdiki zamanın Ferhat ile Şirin’i gibiler.

“iyi günde kötü günde” diye kıyılan nikahlarında birbirlerine verdikleri sözü tutmanın bahtiyarlığındalar hem de…

Esra yeni evli… Esra körpecik… Esra bir kadının bir erkeğe duyabileceği aşkın en güçlüsünü duyuyor… Esra’nın bedeninde her hücre, her gün isyan halinde. Sevdiği adamın eriyişine karşı kıvranıyor… Esra sevdiği adamın, Semih’in ölmesini mi istiyor dersiniz?

Esra… O da Semih ile birlikte ihraç edildi. 29 yaşında eşi ile birlikte ekmeğinden oldu. Ailesinin onları okutup memur etmesinin sebebi zaten çaresizlikti. Atadan kalma toprakları, babadan kalma işyerleri yoktu. O da babası anası gibi ancak emeği ile geçinebilirdi. Ailesi, “Çocuklarımız memur olursa devlet kapısında güvenceli bir işleri olur” diyerek okuttular çocuklarını. Başkaları üç beş kuruş biriktirip ev almak, iş açmak tercihinde oldular ama Esra’nın ana babası, “Hiçbir şey istemeyiz, tek çocuklarımız okusun…” dediler. Onların yatırımı çocuklarınaydı.

Ama Esra, ihraç edildi diye karalar bağlamadı. “Ekmeğimizi taştan çıkarırız” diye baktı eşinin gözlerine. Daha bir an olsun gülümsemeden bakmamıştı ki  O’na

Esra, Semih’in de başka yollarla hak aramasını istiyordu. Tamam, haksızlıktı yapılan; ama daha fazla risk almak, daha fazla zarar görmek de akıl karı değildi. Ama yapılan haksızlıklara karşı suskun kalmanın Semih’te yarattığı mutsuzluğu da görmüştü. Tek yolu vardı onun; birlikte mücadele etmek… Oturma eylemi sürerken sendikalara gitti, kurumlara gitti… Bir duyarlılık yaratmaya çalıştı. Bu sağır sessizlik bozulmalıydı…

Ne sanıyorsunuz? Yüz küsür gündür aç kalan kocasına eşlik ettiği 39 günde canının yanmadığını mı? Onun korkuları, onun vicdanı, onun bağlılıkları, güvensizlikleri yok mu? Çok mu cahil Esra… Sizin gördüklerinizi göremiyor mu? Çok mu vicdansız, acıma duyguları mı körelmiş?  Nedir onu sevdiği adamı durdurmak, “durmuyorsan ben yokum” diyerek çekip gitmek yerine 40 güne yaklaşan bir açlık ile destek vermeye iten…

Ya Biz… Sizin kırk gündür görmediğiniz hali ile her gün hücrelerde görüyoruz Semih ile Nuriye’yi… Daha da zayıfladılar… Ve artık tekerlekli sandalye ile geliyorlar avukat görüşüne… Gözleri iyice çukura kaçtı… Ve bir süre sonra konuşmaktan bile yorulduklarını gördüğümüz için görüşmeyi kısa kesip çıkıyoruz…

“Bırakın açlık grevini!” demiyoruz diye onları bu halde görmek istediğimizi mi sanıyorsunuz? Ya da hayatımız hapishanelerde, morglarda geçiyor diye artık kanıksadığımızı mı düşünüyorsunuz? Veya siyasi başarımız olarak görüp “ne güzel medyatik oluyoruz” diye durumdan paye kaptığımızı mı düşünüyorsunuz?

Bize kalsa değil Semih ile Nuriye’yi, gidip Sierra Maestralarda Che’yi, Serez Çarşısı’nda Bedrettin’i, Ayasluğ’da Dedem Sultan’ı almaz mıyız? Denizler’i idam sehpasından, Mahirler’i o kerpiç evin çatısından sırtımıza atıp getirmez miyiz?.. Bize kalsa İbrahim’i işkencecilerin eline bırakır mıyız?

Biz hala Seyyid Nesimi’nin,  Hallaç Mansur’un davasını gütmekteyiz…

2000 ile 2007 yılları arasında süren açlık grevlerini hatırlıyor musunuz? F tipleri ile birlikte halkın ilerici güçlerini susturmak istediler… Halka gözdağı vermek için 19 Aralık katliamını yaptılar. Tek istedikleri ranta karşı koyacak İMF kararlarını uygulayacak siyasi atmosferi yaratmaktı… Beyaz Enerji için katliam yaptılar.

Siyasi tutsaklara değil asıl olarak bütün bir halka ‘teslim ol’ diyorladı… Tüm bir halkı tecrit etmek istiyorlardı. Bu yüzden teslim olmadı siyasi tutsaklar. Tam 7 yıl avukatlık yaptık F tipi hücrelerde. Tam 7 yıl tabut taşıdık. 7 yılımız açlıktan incelmiş bedenleri hastaneden morga taşımakla geçti. Onların tek istedikleri halkın teslim olmayan iradeyi görmesi idi. Tek istedikleri halkın da teslim olmaması tecrite yenilmemesi idi…

Bu sessizliği bozmak isteyen, ölümlere son vermek isteyen Behiç Aşçı ne yaptı peki? Nasıl bitirdi ölüm oruçlarını hatırlıyor musunuz? Arkasını dönmüş görmezden gelen sendikaları, odaları, baroları nasıl harekete geçirdi hatırlıyor musunuz? Zulumden yılmış aydınları tekrar mücadele etmeye nasıl çağırdı?

Velhasıl biz Nuriye ve Semih’e eli boş bir şekilde gitmekten, “Biz bir şey yapamıyoruz; ama siz yine de bırakın…” demeye utanıyoruz. Onlara ‘bırakın’ demek bizim de gaz yemeyi, gözaltına alınmayı, tutuklanmayı göze alabilceğimiz bir eylemlik içinde olmamızı gerektiriyor. En azından fişlenmeyi göze almadan onlara bırakın diyemeyiz…

Lafı daha fazla uzatmayalım… Geri kalanı anlayışa bırakmak, ima etmek, lafı yarıda kesmek huyumuz değil… Dosdoğru söyleyelim söyleyeceğimizi…

Eğer Semih ile Nuriye’nin daha fazla zarar görmesini istemiyorsak elimizi taşın altına daha fazla koyacağız…

Peki, tamam, onlar açlık grevi yapmasınlar. Yapmasınlar da; onların açlıkla savunduğu, açlıkla talep ettiği hakkı biz nasıl savunacağız? Onu da tarif ediverelim bir zahmet… Ama öyle somut hiçbir şey ortaya koymayıp “takipçisiyiz, peşini bırakmayız” türü beylik laflar etmeden yapalım bunu… Gerisi lafügüzaftır, bilesiniz…

CHP’nin adalet yürüyüşüne “yollar yürümekle aşınmaz” , “lütfettik yürüsünler” diye cevap veren iktidara karşı kim CHP’ye “Yürümeyin, ne de olsa bu iktidar duyarsız. Siz adalet istediniz diye adalet vermez” diyebilir.

Kim işten atmalara karşı eylem yapan işçiye “Bak boşu boşuna polisten dayak yiyor, riske giriyorsunuz. Patron bu, duyarsız. Sizin sesinizi duymaz ne de olsa, eylemi bırakın” diyebilir…

Hem allah aşkına, Semih ve Nuriye kendi karınları doysun, işlerine geri dönüp mal mülk sahibi olsunlar diye mi direniyor. Bizim sessizliğimiz, bizim hareketsizliğimiz bizim duymazlığımız değil mi onları açlık grevi yapmaya götüren?

Hak, iktidardan talep edilir. İmza toplayacak gücünüz varsa iktidara seslenin, Semih ve Nuriye’ye değil. Onların kulakları zaten yeteri kadar duyarlı… Onları kendi sağlıklarının sorumluluğu altında bırakmak değil, sorumluluk üstlenmek zamanıdır şimdi. Yapamıyorsanız susmayı deneyin, illa bir şey söylemek zorunda değilsiniz… “Hayır, susamayız, vicdanımız sızlıyor” diyorsanız, eğer gerçekten vicdanınız sızlıyorsa önce özeleştiri vermeniz gerekmez mi, “Neden bu insanlar bir deri bir kemik kalana kadar sustuk” diye… Sezen Aksu’dan önce konuşmayanlarınız varsa, “Neden yüz binlerce insanın ekmeklerinden edilmesine ses etmedik?” diye kendini sorgulaması gerekmez mi…

Semih ve Nuriye’nin açlığına tahvil edilebilecek şey ancak kitlelerin kararlı ve hedefli eylemleridir.

KESK, üyelerine sahip çıksın diye KESK’e dilekçe yazın. Hukukçular, hak arasın diye barolara imza vermek için imza toplayın… Ve siz, aydın sorumluluğunda olduğunu iddia edenler… Siz ne yapacaksınız? Semih ve Nuriye için değil, kendiniz için, ülkeniz için ne yapacaksınız? Ona karar verin…

Nuriye ve Semih yalnız iktidara seslenmek için değil asıl olarak bizlerin duyarsızlığına seslenmek için ölümün sınırına geldiler…

Hiç üstümüze alınmadan sanki AKP ile Nuriye ve Semih’in sorununu çözmeye çalışıyormuşuz gibi kendimizi meseleye yabancılaştırmaktan vazgeçelim. Bu ancak sorumluluğumuzu üstümüzden attığımız veya azalttığımız yanılgısı içine sokar bizi…

Hey, Nuriye ve Semih bıraksın diyenler! Anlattığımız sizin hikayenizdir… Bu direniş sizin direnişiniz… Bu sorun sizin sorununuz…”

Dogan Presse



En son ve en güncel bilgilerle...



En son ve en güncel bilgilerle...



En son gelismeler ve bilgiler...


En son gelismeler ve bilgiler...


En son ve en güncel bilgilerle...


Kalemin dili...

  • Gün İşçilerin Genel Konfederasyonu (CGT) ile Dayanışma Günüdür!
    Gün İşçilerin Genel Konfederasyonu (CGT) ile Dayanışma Günüdür!

    Fransa’da günlerdir Sosyalist geçinen ve sağcıların uygulamadığı kanunları yürürlüğe koymak için her tür olanağı kullanan François Hollande hükümeti emekçilerin geleceğini karartacak Çalışma Yasası konusunda kararlı.

     Hükümet geçmişte Fransa’da direnişle, verile
    yazının devamı...

    Yazar : Duzgun, Dogan

  • İbrahim Kaypakkaya’yı Ölümsüzlüğünün 43. Yılında Saygı İle Anıyorum
    İbrahim Kaypakkaya’yı Ölümsüzlüğünün 43. Yılında Saygı İle Anıyorum
    İbrahim Kaypakkaya’nın direnişini devrimciler devraldı ve bu geleneği büyüterek sürdürüyorlar.

    Engeller, zorluklarla dolu bir yolda, umudun türküsünü dağlarda büyütmek için silah elde yollara düştü Kaypakkaya. Mahirler Kızıldere’de katledilmişti. İhanet yanı başındaydı. Denizler’in
    yazının devamı...

    Yazar : Duzgun, Dogan

  • 2. Dünya Savaşı'nda Faşizmin Alt Edilişinin 71. Yıldönümü
    2. Dünya Savaşı'nda Faşizmin Alt Edilişinin 71. Yıldönümü
    9 Mayıs'ta, İkinci Dünya Savaşı'nda Hitler faşizmine karşı kazanılan zaferin 71'cu yıldönümüdür. 71 yıl önce Hitler faşizmine karşı savaşarak zaferi elde eden ve bu uğurdu yaşamını yitiren binlerce direnişçiyi saygı ile anıyorum.

    Aynı şekilde şuanda Türkiye ve Güney Doğu’da faşist zihniyet katliamlarına dev
    yazının devamı...

    Yazar : Düzgün, Doğan

  • Deniz, Yusuf ve Hüseyin Üç Fidan Ölümsüzdür
    Deniz, Yusuf ve Hüseyin Üç Fidan Ölümsüzdür

    Deniz, Yusuf, Hüseyin, Şafak, Bahtiyar, Elif, Çiğdem ile Berna gibi.. bağımsızlık isteyenlerin mücadelesi sürüyor.

    Anadolu toprakları bereketlidir. Bu bereket ise 6 Mayıs 1972’te toprağa düşen üç fidanın tohumudur. Bu tohumu ise sulayan Mahir Çayan ve yoldaşlarının kanıdır. Üç fidanımız gibi &ou
    yazının devamı...

    Yazar : Düzgün, Doğan

  • AKP’nin Yönetememe Krizi Yalanlarla Örtülemeyecek Kadar Alenidir
    AKP’nin Yönetememe Krizi Yalanlarla Örtülemeyecek Kadar Alenidir
    AKP iktidarı, onun bakanları, milletvekilleri, bürokratları yalan söyleme, herkesi aptal yerine koyma konusunda tüm dünyaya rezil olmuş durumda. Kimse inanmıyor. Yemin billâh etseler de kimse güvenmiyor.

    Yalanları halka verecek hiçbir şeyleri olmamasındandır,
    Yalanları suçlarını gizlemek i&cc
    yazının devamı...

    Yazar : Duzgun, Dogan

  • "Savcıların Üzerine Düşen Görevi Yerine Getirmesi Gerekir"
    Güney Doğa, Gazi, Armutlu, Okmeydanı… devletin güvenlik güçlerine kim bu öldürme hakkını vermektedir?

    “Bir terör örgütüne çağrı yapmak parlamento içindeki bir milletvekilinin görevi olamaz. Burada atılması gereken adım şudur: Zaten ben Güneydoğu’daki benim bölge halkımın K&uu
    yazının devamı...

    Yazar : Duzgun, Dogan

  • Neyin Barışı Ulan! Neyin?
    Neyin Barışı Ulan! Neyin?
    Acımasız, planlı-programlı, etnik kimlik ve dini argümanlar kullanılarak yürütülen, para babalarının, saltanat düşkünü koltuk budalalarının halkı kendi hegomonyası altında ezmeye, sesini-nefesini kesmeye çalıştığı bu madrabaz zaman diliminde kendini solcu, demokrat, barışsever, vatansever, bilmem ne sever diye tanımlayanlar haksızlık yazının devamı...

    Yazar : Metin, Yıldız

  • Ama Ekmek Satılmadı Eskisinden Ucuza
    Ama Ekmek Satılmadı Eskisinden Ucuza
    ".../Şimdi sarılıp soğuk tenine silahın, / o kutsal ateşin sıcaklığını hissetmeliyiz tüm benliğimizle/..." demişti halkın ve haklılığın kavgasının öncüleri.

    Sözün artık hiçbir acıyı betimleyemediği, bıçağın kemikten de öteye geçtiği bu zulüm günlerinde söyleyecek söz bulmaktan öte di
    yazının devamı...

    Yazar : Metin, Yıldız

  •  Günaydın AB!
    Günaydın AB!
    Avrupa Birliği (AB) Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Kürt kentlerinde yaşanan çatışmalarla ilgili endişeleri Türk bakanlarla paylaştıklarını belirterek, "Ateşkes ilan edilip Kürt barış sürecine geri dönülmeli" dedi.

    Günlerdir yaşanan katliam, işkence, talan, yağmalama, infaz, yıkım ve göçe zo
    yazının devamı...

    Yazar : Duzgun, Dogan

  • Persona Non Grata
    Persona Non Grata

    "İki dizi yaptım, birisi 17 Aralık'ta ne yaşandığını anlatan bir diziydi. Onun savcısıyla konuştum, onunla ilgili soruşturma başlattılar, savcıyla konuştuğum için. Orada ifade vereceğim. Öbürü de 25 Aralık yolsuzluk operasyonuyla ilgili; polis fezlekelerini yayınlamıştım. Orada da hakaret ve gizliliği ihlalden dolayı dava açıldı. 9 yıla k yazının devamı...

    Yazar : Kızgın, Soydan

Editörün seçtiği video :

Küçükarmutlu'da Polis Saldırısına İlişkin Açıklama




Para Birimi Dolar : (USD) Alış3.7823 Satış3.7672 Para Birimi Euro (EUR) Alış 4.6729 Satış 4.6543

© 2015 doganpresse.org | Her hakkı saklıdır.